YA BİR GÜN? « Haber49 Gazetesi | Muş'un Haber Sitesi

YA BİR GÜN?

Bu haber 10 Mart 2020 - 17:07 'de eklendi ve 15 views kez görüntülendi.

Havalar ısınmaya başladı, karlar yavaş yavaş toprağın canına sızıyor. Çiçekler açacak, dallar allanıp pullanacak. Kale’de çay içerken yine çok seviyorum be diyeceğim, Murat Köprüsü’nde suyun sesine dalıp çok seviyorum be diyeceğim, içim titreyecek toprağına basarken, titredi de şimdiye dek. Mahzun edasından mı bilmiyorum Muş benim kalbimin üstünde tatlı bir sızı. Seviyorum demekle anlatılmayacak gibi bu memleket… Hele bu vatan, canımın kalbi vatan, kalbimin kanı vatan… Ya bir gün kesilirse bu kan?

Sabah gün ışırken evinin tepesine bir bomba düşse? Sonra komşuya da, bütün mahalleye, memlekete bu canından çok sevdiğin memlekete… Vatanının basmaya kıyamadığın o toprakları alt üst olsa? Ne evin kalsa ne eşin dostun, ne o kale, ne o köprü, ne o çay içtiğin kardeşlerin… Benim bu vatana canım feda deyip atılsan ortaya, neyle, nasıl? Başından aşağı bombalar yağdırılırken taş mı atacaksın uçaklara! Ben öleyim diyeceksin, değmez mi bu vatana? Ya küçücük evlatların, eşin, 70’inde annen, baban… Onları alıp güvenli bir yere bırakmak istersin. Sınırdan sınıra, bombalar altında, evini, hayatını, hayallerini bırakıp koşarsın, koşarsın, bir kapı açılsın istersin. Biri açar belki… Vatanından uzakta, yarım bir hayat. Burada da rahat yoktur sana. Ötekisindir sen burada. Burada gezmeye hakkın yoktur, güzel giyinmeye, iyi yiyecekler yemeye hakkın yoktur. Vatanından kaçmışsındır ya korkaksındır, hainsindir. Pikniğe gidemezsin mesela, eskisi gibi şen şakrak kahvaltılar yapamazsın. Okul okuyamazsın, hastaneye gidemezsin, işe giremezsin, burayı kendine yurt edinemezsin paralarını bitireceğini düşünürler, hiç doymadan yedikleri paralarını. Seninle birlikte gelen milyonlarca kişiden birisi bir hata yapsa sadece hata yapanı değil hepinizi öldürmeye kalkarlar. Çünkü onların hiçbiri açlıktan ölmek üzereyken hırsızlık yapmamıştır, canını korumak için bile olsa kimseyi öldürmemiştir, hiç kimseye hiçbir zarar vermemiş meleklerdir onlar. Yolda seni gördüklerinde aşağılayarak bakarlar, belki sövüyorlardır anlamazsın. Sana, seni burada istemediklerini söylerler, defalarca, daha yüksek sesle, pankartlar açarak, kürsülerden seslenerek: seni burada istemiyoruz çünkü sen ülkende başına bombalar yağarken o bombaların altında durmadın! Yük olduğunu düşünürsün, vatansızsın ya yüksündür. Gitmek istersin, başka yerde olur belki. Bütün kapılar kapanır, gitmek istediğin yerlerden de bombalar atılır üstüne, çırılçıplak soyulur kırbaçlanır geri gönderilirsin. Buz gibi havada sulara atlarsın, çocuğun sırtında, diğeri kucağında, buz gibi suda. Ağlaya ağlaya ölümden kaçıp ölüme düşersin kucağında yavrularınla. Hiç kimse Aylan bebeğin küçük bedenini suyun kenarından hala kaldıramamışken, gözünü kapattıkça hala cansız bedenine buz gibi sular vururken artık senin yavruların da ırgalamaz kimseyi. Saçına rüzgâr değse senin canının yandığı yavruların, aç, hasta, uykusuz, yorgun kimin umurunda?

Allah muhafaza…

Anlamamız için illa başımıza mı gelmesi gerekir? Geldiler işte, bize, mayasında ensar olmak olan bize, muhacirliği bilen bize… Devlet kucak açtı onlara, kucak açtık hep birlikte. Gönül yaralarını sarmak mümkün değildi belki ama yaralarını sarmak istedik. Sonra birileri, hemhal olmayı bilmeyen birileri, kargaşa çığırtkanlığı yapan birileri, vicdanını çöpe atmış birileri, ahlaktan, şereften yoksun birileri yalanlarını, kinlerini saldı ortalığa. Suriyeli esnaf vergi vermiyormuş, çalışma izni alıp istedikleri her yerde çalışıyorlarmış, devletten maaş alıyor, istediği üniversiteye sınavsız giriyorlarmış. Her Suriyeli öğrenci burs alıyor, arabaları için vergi ödemiyor, elektrik, su, doğalgaz faturası ödemiyorlarmış. Yalan! Hepsi yalan, vallahi yalan! Bu dünyanın sahibiymiş gibi, bu hava, bu su, bu toprak onlarınmış gibi nefes alacak bir yer bırakmadılar bu mazlumlara. Buradan göndermek için ne gerektiyse yaptılar. Sonra Suriyeliler gitmeye kalkınca bu birileri yine ortalığa düşüp “devlet Suriyelilere bağmiyyy, onları kapıya attı” diye dövündü. Bu vatanın yüz karaları, merhametsiz riyakârlar! Biz alıştık da bu garibanların bari yakasından düşün! CHP gibi bizi yabancılara şikâyet etmeyi bırakın, Engin Özkoç’un planlı yaptığı gibi bu hassas süreçte provokasyonlarınızdan vazgeçin! Onurlu olun, insan olun, şerefli olun.

Bu vatan bizim, ayak basan herkes de başımız gözümüz üstüne, misafirimizdir. Bizim bildiğimiz de misafire evinde ne varsa en iyisini ikram eder, en rahat yerde uyutur, en iyi hizmeti sunmaya gayret edersin, gitmek istediğinde dış kapıya kadar uğurlarsın.

Pir Şeyh Şaban-ı Veli’nin sözü ile uğurluyoruz bu yazıyı da misafirlerimize de: “Gelişiniz güle güle, gidişiniz güle güle, her işiniz güle güle.”

Nuray Özdemir
Nuray Özdemirnuray@haber49.com.tr

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.