Remzi Özün: Bizim ilk projemiz sevgi olsun…

İmkansızlıklar sonucu göç ettiği Almanya ‘da dili, dini, kültürü ayrı bir Coğrafya ‘da 38 yıl yaşıyor… Türkiye’den Almanya’ya göç ettiğinde aslında sadece bedeni göç ediyor aklı, fikri, düşüncesi yine Türkiye’de ve Muş’ta kalıyor… Bunun kanıtı ise dört bin kilometreden göndermiş olduğu yardımlar oluşturuyor. Doğduğu torakları hiç unutmadığı için de Muş’un en ücra köyüne okul yaptı ve halen hizmetlerine devam ediyor… 38 yıldır Almanya’da yaşayan Muş doğumlu Almanya MUKYAD (Almanya Muşlular Dayanışma Derneği) başkanı iyilik meleği Remzi Özün gazetemizin sorularını cevapladı. Birçok kritik konuya açıklık getiren Özün, Gazetemiz İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Emrullah Özbey’e konuştu…   

Almanya’ya neden ve nasıl göç ettiniz?

Babamız oradaydı çünkü. İlk başlarda ona destek olmak için gittik. Fakir bir coğrafyanın insanları olarak dili, dini, kültürü farklı bir yere gitmiştik. 38 yıldır Berlin’de yaşıyorum. İmkansızlık ve yokluktan dolayı ülkemizi terk etmek zorunda kalmışız… Farklı bir ülkede, farklı bir dünyadaydık. Farklı bir dil’le okuyorduk. Çocuklarımıza, kendimize her zaman Türkiye topraklarına ait olduğumuzu aşıladık. Dilimizi, kültürümüzü örf ve adetlerimizi oradaki çocuklarımıza aktarma adına dernekleştik. Dernek orada birçok faydalı işlerin yapılmasına olanak sağladı. Mesela bu sayede işsiz gençlerimize iş bulundu. İnsanlar arasındaki diyalog geliştirildi. Kaynaşma sağlandı. Bir hizmet köprüsü oluşturuldu. Memleketimiz ile Almanya arasında güzel bir hizmet köprüsü kurduk. Cenazelerimiz olsun, düğünlerimiz olsun dernek çatısı altında gerçekleşti. Çünkü halkımız fakir ve her şeyden yoksun, hak ettiği hizmetleri alamamış olduğundan, insanlarımızın hak etmiş oldukları hakları ile buluşmalarını sağlamak adına bir dernek kurmak durumunda kaldık. Dört bin kilometreden hizmet getirmenin gururu bir başka olsa gerek. Halkımızın takdirini alacak, onları memnun edecek sayısız çalışmalara imza attık. Biz bunları dernek olarak yaptık…

Takdirle karşılanan çalışmalar bizi de mutlu ediyor haliyle. Çünkü hepimizin malumudur ki en temel problemimiz eğitimdir… Eğitimin olmadığı yerde refah olmaz, mevki olmaz. İşte saydığım tüm bu nedenlerden dolayı otuz yıl önce dili, dini farklı ülkelere göçmek zorunda kaldık…

Almanya’dan Türkiye’ye yardım getirmek nasıl bir duygu?

Ülkemizde özellikle sağlık alanındaki eksiklikleri gördüğümüz için çam sakızı çoban armağanı bir nebze de olsa halkımızın gönlüne su serpebilmek için bu hizmetleri yaptık. Muşlu olduğumdan yalnızca Muş’a değil, bütün bölgeye hizmet etmeye çalışıyoruz… Talep nereden gelmişse biz elimizden geldiğince bu talebin karşılanması adına gerekli gayretleri gösteriyoruz. Dil, din, renk ayırımı gözetmeksizin. İnsanlarımız bu coğrafya da hak ettikleri hizmetlerden hep yoksun bırakılmışlar. Ezilmişler, yok sayılmışlar ve inkar edilmişlerdir. Kendilerini ifade edememişlerdir. Biz de bu insanlara el uzattığımız için… Türkiye’nin genelindeki hemen her kesimden mağduriyet talebini bize bildirenlerin hemen hepsine el uzattığımız için her halde bu cümle anlam kazandı. Ulusal bir yayın organında da kullanılmıştı bu cümle. Yaptığımız hizmetler de bizi mutlu etmiştir…

Almanya’dan baktığımız zaman Türkiye nasıl görünüyor?

Bugün Almanya’ya baktığınız zaman bize nasıl yabancı olarak tahammül ediyorlarsa bizim varlığımızı kabul ediyorlarsa göçmen çocukları olmamıza rağmen okullarında bize mescit açmışlarsa Türkçe’yi, Arapça’yı, Kürtçe’yi seçmeli ders olarak vermişlerse bunlar bize bu tahammülü gösteriyorlarsa bin yıldır birlikte yaşayan bu halklar neden birbirine tahammül etmesinler. Bütün savaşları birlikte veren iki halk kız almış, kız vermiş, birbirilerine kapılarını açmış, birbirilerine sofralarını açmışlar.  Birlikte yaşamış, savaşları birlikte vermişiz… Kardeşlikten bahsediyorsak adil bir paylaşımdan da bahsetmemiz gerekiyor…

Türkiye’nin içerisinde bulunduğu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çözüme doğru gidiyor muyuz?

Almanya en büyük savaş metotlarını uyguladı. 1. Ve 2. Dünya savaşlarını yaşadı. İnsanları diri diri yakıp, vagonlara attılar. Kazanımları ne oldu biliyor musunuz? Bir gecede aynı dili konuşan aynı rengi taşıyan aynı kanı taşıyan halkı ikiye böldüler.

Doğu ve Batı Almanya diye. Almanya’da doğu ve batı Almanya’nın arasına bir set çekildi. Bir taraftan diğer tarafa akrabasını, babasını, ablasını ziyaret etmeye giden kişi artık kendi tarafına dönemedi. Ve kırk yıl bu ayrılıklar sürdü. Ancak 45 yıllık bir sürede Almanya bu seviyeye geldi. Ne oldu da insanlık suçu işleyen Avrupa bu konuma geldi. Ve bugün insan hakları mahkemesini kurdular. Neden? Çünkü geçmişleri ile yüzleştiler… Savaşların çözüm olmadığını öğrendiler. Başbakan Willy Brandt Polonya’da diz çöküp herkesten özür diledi. Atalarının adına ve bu özür iki Almanya’yı birleştirdi. Daha sonra bölgesel hükümetlerini kurdular. Bağımsız ekonomisiyle, parlamentosuyla, anayasasıyla merkezi idareye bağlı federal hükümetlerini kurdular. Daha sonra bütün düşmanları ile birleşip Avrupa Birliğini kurdular. Avrupa para birimini oluşturdular. Avrupa anayasasını yaptılar. Avrupa parlamentosunu kurdular. İnsan hakları mahkemesini kurdular. Biz 2. dünya savaşını yaşamadığımız halde hiçbir sorunumuzu çözemedik. Halen etnik sorunlarla uğraşıyoruz. Ya öyle bir ülke olacağız geçmişimizle yüzleşeceğiz,  Bir Avrupa ülkesi olacağız. Ya da etnik sorunlarla tavan yapmış Mısır olacağız. Libya olacağız, Suriye olacağız. Ortadoğu ülkelerinden biri gibi olacağız. Sürekli birbirimizi boğazlayacağız öleceğiz ağlayacağız. Hiç bir gelişmede de yol alamayacağız. Seçenekler ortada ve bizim seçeneğimizi iyi yapmamız gerekiyor. Türkü ile, Kürt’ü ile Laz’ı ile, Çerkez’i ile bu ülkede birlik ve beraberlik içinde yaşamak istiyorsak birlik ve beraberlik içinde bir çözüm bulmalıyız. Bu çözüm de şüphesiz ki demokratik bir çözümdür. Demokratik bir cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyet nedir? Farklılıkların anayasal tanımıdır bence. Temel esas yeni bir anayasa ile farklılıkları tanımak, kimlikleri güvence altına almak, birlikte kardeşçe yaşamaktır. Eğer biz bunu başaramazsak aynı kanı taşıyan halk bir gecede bölünür… Gerçekten Türkiye farklılıkların ülkesidir eğer savaşta diretilirse bu ülke bölünür. Şüphesiz bölünür. Bugün silahlar çözüm

olsa Amerika Ortadoğu’da en ağır silahlarla çözüm üretirdi. Amerika silahlarla çözüm üretmediği gibi bizim F16’larımızda bir çözüm değil. Çözüm mantığınızdır. Çözüm birbirinize olan sevginizdir, saygınızdır…

Uzun yıllardır Almanya’da yaşıyorsunuz… Almanya ile Türkiye’yi genel olarak kıyasladığınızda ne gibi farklılıklar ön plana çıkıyor?

Almanya’da pancar ekilmiyor, tütün ekilmiyor, dört mevsim yaşanmıyor Ama insan beyni ekiliyor. Burada ise her şey ekiliyor ama insan beyni ekilmiyor. Yeşeren beyinleri de ya zindanlara atıyoruz ya faili meçhul bir şekilde ortadan yok ediyoruz. Ya da sürgünlere gönderiyoruz. Bu ülke bu şekli ile nasıl yol alsın? Meclise 600 tane milletvekili göndermişiz. Sorunlarımızın çözüm iradesi olacak bu vekiller maalesef üzerine düşen sorumluluğun bilincinde olmadan hareket ediyorlar…

Barış gerçekten sevgidir. Barış kalkınmadır. Barış huzurdur…  Savaş ölümdür,  gözyaşıdır, felakettir, enkazdır…  Geçmişle muhakkak yüzleşmek lazım… Picasso bir tablo çiziyor. Atılan bombalarla yıkılmış cami minareleri, kiliseler, enkaz altında kalmış şehirler, parçalanmış cesetler, kimyasal silahlar sonucu parçalanmış insanlar, evlatlarına sarılan ve can çekişen anneler, doğanın güzelliklerini, kelebeklerini gösteren bir tablo ve bu tabloyu Newyork’ta bulunan Birleşmiş Milletler (BM) binasına asıyor. Amerika yetkilileri ve generalleri gelip tabloyu inceliyorlar. Ve diyorlar ki Sayın Picasso ne güzel bir eserdir bu seni tebrik ediyoruz. Picasso hayır diyor beni tebrik etmeyin, bu eser benim değil sizin eserinizdir diyor. Siz bombaladınız siz yıktınız siz öldürdünüz diyor… Biz de böyle bir eser bırakmayalım… Bu dünyada enkazları, ölümleri bırakmayalım… Kin ve nefreti bırakmayalım Ben ne kadar Kürt isem o kadar da Türk’üm, Arap’ım, Çerkez’im,  Alman’ım… Birbirimize tahammül etmemiz gerekiyor.  Bir Alman’ın Alman oluşu beni rahatsız etmez. Bir Hristiyan’ın Hristiyan oluşu da beni rahatsız etmez. Benim de bir Kürt oluşum bu bölgenin bir insanı oluşum rengim, konuştuğum dilim ve dinim de kimseyi rahatsız etmemeli.

İbadet yalnızca namaz kılmaktan ibaret değil. Fakir bir insanı giydirmek,  bir insana güzel bir söz söylemek de ibadettir. Bütün güzellikleri vaat etmek ibadettir. İnsanlara sahip çıkmak ibadettir. Bizleri doğuran anneleri ağlatma hakkına sahip değiliz. Nesilleri doğuran onlardır. Bu yüzden bu örneklere bağlı kalarak Kürtleri tanımak da bir ibadettir… İnsanları günde beş vakit sükunete, sabıra davet eden İslam dini kadar güzel başka bir din yoktur. Ezan yalnızca namaza değil sükunete barışa huzura çağrıdır… Hep şiddeti ekmişiz biz bu ülkede artık sevgiyi ekmeliyiz… Bir gün bir arkadaşım beni namaza davet etti.  Remzi bey cuma namazıdır. Allahtan kork gel namaz kıl. Dedim Elhamdülillah ben Müslüman’ım. Camiye de gelirim. Ama sen Allah’tan korktuğun için namaz kıldın. Ben ise Allah’ı sevdiğim için kılıyorum… Siz hep korkuları bu ülkeye ekmişsiniz. Keşke sevgileri ekmiş olsaydık. Ve gerçekten birbirimizi sevmemiz bir ibadettir. Savaşı durdurmak en büyük ibadettir.

Demokratik bir ülkede çözüm en çok neye hizmet eder sizce?

İnsanların duyguları inançları siyasete alet ediliyor maalesef… Din sömürülüyor. İnsanların inançları siyasilerin kendi menfaatlerine kurban gidiyor. Siyaset ayrı bir kurumdur, ibadet ise ayrı bir şeydir. İbadet kul ile Allah arasındadırDemokratik çözümde Din de özgürleşecek ve özüne dönecek.  Biz hazreti Muhammed’in (S.A.V) eşit, özgür, insan ayrımı yapmayan hayat felsefesini benimsiyoruz…

Adil bir paylaşım olmadığı için bu kavgalar ortaya çıkıyor. Yoksa ben neden ülkemi bırakıp gideyim.  Denizim var, Fırat’ım var Dicle’m var dört mevsimim var. Dilini dinini bilmediğim bir ülkeye niçin gitmek zorunda kalayım. Kimileri intihar etti, kimileri yok oldu. İlk gittiğimiz dönemler sıkıntılar diz boyuydu korku hakimdi ve çocuklarımızı okula korku ile götürüp getiriyorduk.

Mesela çocuklarımız iki kültür arasında kaldı ve kendini bulamadı. Buraya mı aittiz oraya mı ikilemi içinde gidip geldiler.  Üç dil konuşmak zorunda kaldılar. Okulda Almanca evde Türkçe veya Kürtçe… Yani kısacası çocuk kendini bulamıyor, bu sebeple eğitimde de başarılı olamıyor…

Görüyoruz ki bu ülkede siyasetçi yetişmiyor bakıyoruz ki hep aynı insanlar. Parti isimleri değişiyor ama hizmet anlayışları gelişmiyor, gençlerin önünü açmıyorlar, ülkenin önünü açmıyorlar, bir çözüm arayışına girmiyorlar. Ülkenin imkanlarını zenginliklerini halkla buluşturmuyorlar. Huzur sağlamıyorlar. Ben bu ülkeye nasıl hizmet ederim anlayışı yok. Her kes kendi menfaatlerinin peşinde birilerine nasıl yaranabilirimin hesapları ön pılanda…

Türkiye’deki siyaseti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tuhaf bir şey var o da şu; siyasilerimiz çıkıp başarılı işler yaptıklarını söylüyorlar. Göç var, ölüm var, kan var, gözyaşı var. Bunların başarılarını aslında başarısız bir doktorun ameliyatına benzetiyorum.  Doktor alıyor hastayı ameliyathaneye… Akrabaları dışarıda bin bir umutla hastalarını bekliyor. Hastamız bu ameliyattan nasıl çıkacak telaşıyla… Tabi doktor hastayı öldürüyor ameliyathaneden çıkıyor başı dik gururlu bir şekilde… Hastanın akrabaları doktora doğru yürüyor Hocam ameliyat nasıl geçti diye soruyorlar… Çok başarılı geçti ama hastayı kaybettik diyor. Şimdi siyasete bakıyoruz çok başarılı işleri yaptıklarını söylüyorlar ama nerede göremiyoruz. En büyük başarı Kürt sorununu çözmektir. Biz umutlarımızı Avrupa’da arıyoruz, gavur dediğimiz ülkelerde… Keşke ülkemizde aramış olsak. Eğer başarılı hizmetleriniz olmuş olsaydı biz burada arardık. Halk haykırıyor ama halka konuşma fırsatı bile verilmiyor. Bir şekilde baskıyla susturuluyor. Bunları görüyoruz ve biliyoruz. Bir ülkenin başarılı olabilmesi için sorunlarını çözmesi gerekmektedir. Bu ekonomik sorun olur siyasal sorun olur, etnik ve mezhepsel sorun olur v.s. Hepimiz farkı düşünebiliriz. Farklı partilerde siyaset yapabiliriz. Ortak noktamız Demokratik bir Türkiye olmalı. İnsanımızı sevmeliyiz. Gelecek nesillerimiz için çözüm üretmeliyiz. Peygamberlerimiz de farklı düşünmüşler. ortak noktaları ümmetlerine huzuru, kardeşliği ve barışı esas almışlar. Hep sevgi ekmişler. Haksızı lanetlemişler. Ortak noktaları Allah’ı sevmek imiş. Biz de farklı düşünelim fakat ortak noktamız hizmet olsun, barış olsun, kardeşlik olsun. Kürt Türkü sevsin. Türk Kürdü sevsin. Bir birimize tahammül edelim ve ülkemizin bütün renklerini sevelim. Ülkemizin bütün renkleri kutsaldır. Rabbimizin emridir. Ne haddimize inkar. Kur’an’ın hoş görüsünden uzaklaşmayalım. Diyeceklerim bu…

MUKYAD Derneği olarak Türkiye’ye yapmış olduğunuz yardımlardan bahseder misiniz biraz?

Muş Malazgirt, Muş Kızılağaç, Muş Varto, Tatvan Belediyesi, Bağlar Belediyesi, Patnos Belediyesi, gibi yerlere ambulans hibemiz oldu. Muş’un merkez köylerinden birine (tüten) okul yaptık. Muş sporuna şehir stadyumunda sanatçımız Nihat Doğan ile konser verdik. Nihat Doğan Muş’un evladı olmasına rağmen ücretini almadan sahneye çıkmadı. Bizler ise dört bin km den gelip Muş Sporumuza hizmet etmeye çalıştık. Aylarca Almanya’dan getirdiğimiz Ambulanslar için aylarca gümrüklerde kaldım. Yeri geldi rüşvet verdim. Getirdiğim araçlarda yattım, otellerde kaldım. Fakat hiçbir zaman hizmet noktasında geri adım atmadım. Ve getirdiğim araçları halkımın hizmetine sundum. Bugün bunun haklı gururunu yaşıyorum. Ben yardımlarımı parti gözetmeksizin yaptım. Bölgeye ambulans getirirken A veya B partisi demedim hiçbir zaman. Getirdiğim ambulanslar halkımıza hizmete sunulacağı için gururla ve şerefle yaptım. Mutluyum, Rabbime şükürler olsun ki ben bu yardımları yaptım.

Yardımları yaparken nasıl bir yol haritası izliyorsunuz?

Bize talepler geliyor değerlendiriyoruz. Orada gerçek manada bir ihtiyaç söz konusu ise kararımızı alıp bağışımızı yapıyoruz. Keşke imkanlarımız daha çok olsa da bağışlarımızı Türkiye’nin bütün illerine yapabilsek. Tabi burada bu bağışları yaparken siyasal düşünce ya da parti farklılığı gibi farklar gözetmiyoruz. Netice de hizmeti kendi ülkemize kendi yurttaşlarımıza yapıyoruz. Amaç hizmettir… Bugün Ak Parti baştadır yarın HDP gelir ama bu ülke bizim, bu halk bizim… Yardımları dört bin kilometreden getiriyoruz bir aracın başına ben birinin başına da yirmi yaşındaki oğlumu geçiriyorum. Bazen ya sen hayatını riske atıyorsun da neden çocuğunun hayatı ile oynuyorsun diyorlar ve ben de cevaben benim çocuğum bu halkan daha değerli değildir diyorum. Bu halkın çocukları da benimdir bu halk da benimdir. Ben de bu halkın bir parçasıyım. Ben bu insanlara hizmet etmekten, bu imkanlarımı onlara seferber etmekten mutluluk duyuyorum. Ben bağrından çıktığım toprağa anne diyorum. O toprağa hizmet ediyorum. Bu topraklar kutsal topraklardır ve bu topraklar yarın bizden hesap soracaktır.

Muş Belediyesine aday olduğunuz konuşuluyor, bölgeye de çok yardımlarınız oldu. Avrupa da Muş’u güzel bir şekilde de temsil ediyorsunuz. Halk arasında da çok seviliyorsunuz. Belediye ve Belediyeciliği nasıl tanımlarsınız?

Belediyelerimiz belediyeciliği sadece sokak temizliği olarak biliyorlar.  Aslında belediyeler hele ki bizim coğrafyamızdaki belediyelerin çok yoğun olarak çalışmaları gerektiğine ve model oluşturmaları gerektiğine inanıyorum. Kültürel anlamda olsun sosyal anlamda v.s… Demokratik özerkliliğin temel ilkesi belediyecilikten geçer. Belediye ve belediye başkanlarına büyük görevler düşmektedir.  Maalesef, coğrafyamızda halk hak ettiği hizmetlerden yoksun olduğunu görüyorum. Halkın iradesi ile iş yapılmadığını, hizmetlerde aile iradelerinin hakim olduğunu görüyoruz. Bundan dolayı da bu memlekette bir ilerleme kat edemiyoruz. Hizmet ederken sadece ve sadece vatandaşlar gözetilmelidir. Vatandaşlar, belediyenin gelir giderini bilmelidir. Belediyeler şeffaf olmalıdır. Belediye başkanı bir partiden seçilir. Seçildiği gün parti geri planda kalır ve ister oy versin ister oy vermesin belediye başkanı tüm kentin belediye başkanı olmalıdır. Herkese ve her kesime eşit mesafede hizmet götürmelidir. Ben dört bin km den hizmet için geldim. Birçok imkanlar var. Avrupa’dan faydalanacağımız çok proje var. Bunları halkımızla buluşturma adına buradayım. Hizmet adına herkesten ve her kesimden destek bekliyorum. Muş genelinde mağduriyetler var. Birçok belediyemizin hizmet konusunda yardım edebilmem için müracaatları var. Biz Avrupa’dan her kese veya her partiye yardım etmeye çalışıyoruz. Yardım konusunda hiçbir zaman ayrım gözetmiyoruz. Memleketimde mağduriyetleri görünce Avrupa ve Muş’u birleştirmeye geldim. Tecrübelerimi Muş’ta belediye başkanlığında sergilemek istiyorum. Tek bir amacım var o da memleketime en iyi şekilde hizmet edebilmek.  Halkımızla birlikte örnek modeller oluşturmak, sosyal belediyeciliği geliştirmektir. Belediye başkanlığı bir yarıştır. Bu yarış kardeşlik yarışı, hizmet yarışı olmalıdır. Kim belediye başkanı olursa olsun tek hedefi olsun oda Muş’u sevmek olsun. HARAM‘dan uzak dursun. Ötekileşmeden uzak dursun. Muşun imkanlarına hayat versin. Kaynaklarını halkla buluştursun. Aş ersin iş versin, sevgi eksin. Bizim ilk projemiz sevgi olsun… Muş ile ilgili güzel projelerimiz var. Allah kısmet ederse ve aday olup kazanırsam o zaman Muş ÖZÜN‘e gelecek. Hizmet bulacak…

Burada şunu da ifade etmek istiyorum; benim dışımda gelecek bir belediye başkanı adil olursa, HARAM‘dan uzak durursa, hizmet aşkıyla yanım tutuşursa bilin ki bende yanında olacağım. Ama şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim; bana verilecek resmi sıfatla Avrupa’dan eksiksiz hizmetler ve imkanlar sağlayabilirim.

Bana bu imkanı tanıdığınız için çok teşekkür ediyorum.  Ve sizin vasıtanızla Tüm hemşerilerimize selam se saygılarımı sunuyorum…HABER49

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.