MEMLEKETİN SAHİBİ KİM?

Bu kentte kim ağzını açsa “memleketimiz sahipsiz” diyor.

Bu sözden kasıt, yöneticilerin görevlerini yapmadığıdır.

Yani kenti iyi yönetemedikleri, kentin sorunlarını çözemedikleri ya da kentin gelişimine bir katkı sunamadıklarıdır.

Bir şehir geliştirilmek, hatta daha da ileriye götürülmek isteniyorsa;

Öncelikle o şehirde yaşayan insanlar ile diyaloğa geçilmeli…

Halk ile iç içe olunmalı… Esnaf ziyaret edilip dertleri dinlenmeli…

Devlet kapıları sonuna kadar halka açılmalı…

Şehirdeki vatandaşların sorunları iyi anlaşılıp analiz edilmeli…

Sahipsiz memleket dediğimiz memleketin sahibi aslında bizleriz. Yani bu memleket kimsenin değil, bu memleket burada yaşayan herkesin ve her kesimin memleketi… Fakat ne hikmetse adamcılık, menfaatçılık ve çıkarcılık toplumsal hizmetlerin önüne geçtiği için bu memlekette hiçbir zaman ilerleme olmamıştır. Böyle giderse de olmayacaktır. Bu memleket bizim memleketimiz. Buradan başka bir yere yerleşemeyeceğimiz için herkes elini taşın altına koyması lazım. Siyasetçilerimizin arkasında ne isek önlerinde de aynı tavrı sergilememiz lazım. Bizim kaybettiğimiz hususların başında da siyasetçilerin peşinden çok koşup onlardan toplumsal hizmetler değil sadece kişiler menfaatlerimiz doğrultusunda isteklerde bulunmamızdır…

Kurumlara atanan idareci ve yöneticilerin işi ehli ve liyakat sahibine bakılmaksızın siyasetçilere yakın olması bu memleketin en temel talihsizliklerinden bir tanesidir. Tabi ki, bazı kurumlarda işini bilen ve yapan idarecilerimiz var. Herkesi aynı kefeye koymamak lazım. O yüzden genelleme yapmak yanlış olur. Vatandaşların kendi haklarını savunamaması veya haklarını bilmemesi ise farklı bir dert…

Burada asıl görev elbette ki siyaset ve siyasetçilere düşer fakat sivil toplum örgütleri, idareciler, kurum amirleri ve vatandaşlara da büyük görevler düşüyor. Bir kentte yaşanan olumsuzlukları göz artı etmek, yanlışları gördüğü halde dile getirmeyip gerekenleri yapmamak o yanlışı yapanlarla ortak olmaktır.

Siyaset ve siyasetçilerimize destek verirken benim adamım senin adamın diye destek verilmesi yanlıştır. Bu memlekete yaptıkları hizmetlerle siyasetçilere destek verilmeli… yanlış iş ve işlemlerde ise herkes üzerine düşeni yapması gerekir. Bu memlekette bir iki kişi kalkınacak diye memlekete zarar verenlere karşı durulmalı ve gerekenlerin yapılması lazım…

Bu memleket üç beş kişinin değil içinde yaşayan her kesimin memleketi… O yüzden kişisel hizmetler değil toplumsal hizmetler yapılmalı. Her seçimde kim gelirse gelsin onun adamı olanlara artık pirim verilmemeli. İhaleler şeffaf yapılmalı. İhaleler yapılırken şirketlerin hangi konularda daha uzman olduğu, araç ve gereçlerin şartı aranmalı. Bu benim adamım al sana bu işi verdim yap mantığından uzak durulmalı…

Bu memleket içinde yaşayan herkesin ve her kesimin ise her kese ve her kesime eşit mesafede yaklaşmak ve hizmet etmek lazım. Adamcılık kavramlarının kaldırılması lazım… Verilen sözlerin takipçisi olmak lazım…

Gelin hep beraber bir olalım ve memleketimizin sorunları için çaba sarf edelim. Kişisel çıkarlarımız için değil memleketimizin çıkarları için hep birlikte çalışalım. Siyasetçilerimizi de takip edelim. Seçim öncesinde verdikleri vaatlerin takipçisi olalım.

Aynı düşüncede olanların değil, aynı düşü görenlerin birlikteliği bu makus talihi değiştirecek. Bunu unutmayın…

Emrullah Özbey
Emrullah Özbeyemrullah@haber49.com.tr
haber49.com.tr Genel Yayın Yönetmeni

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Metin11 Ekim 2018 / 07:19Cevapla

Yazınızı bir çırpıda, tabiri caiz ise soluksuz okudum.. Memleket sahiplenmek derken, Buyurduğunuz üzere bunun sacayakları SİYASET, EHLİYET, AİDİYET yani sahiplenmek.. ayak eksik olursa ayakta durma şansı yoktur.. Şimdi bu üç sacayağının açılımını yapalım. SİYASET: Bundan yıllar önce Korkut’a bağlı bir köye hasta ziyaretine gitmiştik Sohbet sırasında hasta sahibine köyün muhtarını sorduk Cevaben; ismi ile birlikte ekledi Benim Amcamın oğlu. Niçin eski muhtara vermediniz, çalışkan biriydi sorusuna Benim 30 tane koyunum olsa ben Koç’umu dışardan getirmem velevki kısır dahi olsa.. EHLİYET: Dünden günümüze kadar gerek siyasiler gerekse yerel yöneticiler Bir Vizyon ortaya koyamadılar Bunun Sebebi Ellerindeki ve ayaklarındaki değil, Beyinlerindeki prangalardan kurtulamadılar. Hep üzerlerinde Mahalle baskısı hissetiler, Attıkları veya atacakları adımlar çevre etkisiyle etkisezliştirildiler.. Bu onların Ehliyet eksikliği değil, kullanım kısıtlaması ve dolayısı ile akamete uğramasına sebep olmuştur.. AİDİYET: Ben şimdi İl dışında Çalışıyorum, Emekli olup yerime yurduma memleketime gelmek istiyorum, Geldiğimde en azından yapabileceğim kadar katkı yapmak istiyorum diye İçimden geçiriyorum, Ama düşünüyorumda Muş’ta Yatırım yapan Hemşehrilerim Sadece Günü Kurtarıp Yerel yöneticilere şirin görünmekten başka bir ufuk çizememişler, yoksa iş yapamaz ve ürün pazarlayamazlar.. Yani Sahiplenme duygusu bizde daha tam anlamıyla oluşmamıştır.. Örneğin Bulunduğum İl 1. derece Deprem bölgesi Zemin+5 kat .. bir tane yüksek binaya izin vermez yerel yönetim.. Ama bizimde 1. derece Deprem bölgesi Zemin+15.. hadi binayı yaptın , nerde bunun çocuk parkı nerde bunun araç park yeri.. Evleri büyük yapıp Isıtma sıkıntısı yaşayacağına, küçük yapıp park yeri yap.. Sizlerin Geçmişte gösterdiğiniz çabalar Takdire Şayandır.. Bugünden tezi yok İstişare Mekanizması Geliştirerek ortak Akılla bir Muş Vizyonu oluşturmak için Çaba gösterelimki Muş’umuz En sonlardan kurtulup biraz daha Yaşanabilir Üst Sıralara Çıksın.. SAYGILARIMLA..