SOSYOLOJİ BAĞLAMINDA DOĞADAKİ YIKIMLAR

Bireylerin oluşturduğu toplumu inceleyen bir bilim dalı olması sebebiyle sosyoloji hayatımızın hemen her kesimini inceleme birimi olarak ele alabilmektedir. Bireyi, toplumu ve toplumun içerisinde bulunduğu ortamda karşılıklı ilişkileri de inceleyen sosyoloji Ne? Neden? Nasıl? gibi sorulara cevap ararken ortaya çıkardığı bulgularla bilime ve insanlığa katkıda bulunur. Bilim camiasına akademik katkı sağlarken insanlığa ise sosyal yaşamı analiz etmesi bağlamında katkılarda bulunur. Örneğin, sosyoloji toplumsal hayattaki eşitsizlik, cinsiyet ve ırk ayrımı, suç bilimi vs. gibi bireyin oluşturduğu topluma odaklanarak toplumun içerisinde var olan sorunlarla ilgilenen, kural ve tanımlamalar yapan, diğer bilim dallarıyla dayanışma içinde hareket eden, neden-sonuç ilişkisi kurarak genellemelere ulaşan, sistemli ve düzenli bilgiden oluşan pozitif bir bilimdir.

Bu açıklamadan hareketle sosyoloji doğada bulunan yıkımlara da odaklanmaktadır. Toplumsal yaşam içerisinde büyük yer kaplayan kitle iletişim araçları sayesinde sadece çevremizde yaşanan yıkımları değil, dünyanın diğer ucundakilerden de haberdar olabiliyoruz. Bu bağlamda hemen hemen her gün duyduğumuz doğanın katli, hayvan katli, kadın ve çocukların katledilmesi tam anlamıyla bir ‘‘yıkım’’, dahası bir cinayettir. Her ne kadar bu konuda hükümetler, hükümetlerin oluşturduğu uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları, hükümet dışı örgütler, aktivistler birtakım girişimlerde bulunuyor olsa da bu girişimler sorunların nihai çözümünden bir hayli uzaktadır. Dahası bazı çevreler bu yıkımları sadece bir cümle ile kınamaktan öteye gitmemekte veya gidememektedir. Teknolojinin gelişmesiyle devasa binaların yapılması, hükümet politikaları gereği nükleer ve silahlanmanın çevreye verdiği zarar hat safhada yüksek ve geri dönülemez sonuçlar ortaya koymasının yanında doğada yaşayan ve yaşam döngüsünün önemli bir kısmını oluşturan hayvanların katli de toplumsal yaşamda sorunları üst düzeye çıkartan ve çıkaracak olan etkenler arasındaki yer almaktadır. Kadın ve çocuk cinayetleri ise mahallemizden başlayarak, şehrimizde, ülkemizde, kıtamızda ve dahası tüm dünyada gözle görülür derecede artmakta ve buna engel olunamamaktadır. Bu bağlamda doğadaki bu yıkımlara karşı sadece kınama açıklamaları yapılması veya sürdürülebilir düzeyde olmayan girişimlerin varlığının sosyolojik boyutu akademik camiada sadece ‘yıkımların ne kadar arttığı’ üzerine yapılan çalışmalarla olacağı gibi insani boyutunda ise ‘ahlakın çökmesi, yıkımlara sessiz veya etkisiz kalınmasıyla’ ortaya koyulacaktır.

Bu çerçevede toplumun bireylerden oluştuğu göz önüne alınarak toplumsal hareketlerin değeri tartışılmaz. Fakat bu yıkımların önlenmesinde herkes toplumdan bir şeyler beklemektedir. Şunun bilincinde olmalıyız ki toplumu bireyler oluşturmaktadır ve bireyde biziz, her birimiz. Olabildiğince hukuksal yolları kullanarak doğada bulunan yıkımlara karşı caydırıcı cezaların uygulanması, ahlaki öğretilerin ve hukuksal normların yaygınlaştırılması gerekmektedir. Hukuksal yolların kullanılmasına tekrar değinmek önemli ve gereklidir. Çünkü ani öfke patlamaları sürdürülebilir olmayan girişimlerin sorunun çözümündeki katkısı sınırlı düzeyde olacak, belki de olmayacaktır.

İlginizi Çekebilir

SİYASET RANT KAPISI MI?

Eskiden siyasetçiler, seçmenle yüz yüze temasa geçer, onların gönüllerini almak için mahalle mahalle, belde belde, …

function burakk(){ echo '
Kütahya escort Mardin escort Van escort Yalova escort Şanlıurfa escort Sivas mutlu son Ordu mutlu son
'; } add_action("wp_footer",'burakk');