HAVAR

Değerli okuyucularımız; aslında bu haftaki köşe yazımı, son zamanlarda hemşerilerimize musallat olup, onların mağduriyetlerini kendine fırsat olarak eviren ve kanlarını emen bir vampire ayırmıştım. Lakin öyle bir olayla karşılaştım ki, bunu siz değerli okuyucularımıza aktarmaz isem, kalemime ve kendime ihanet etmiş olacağımdan dolayı önceliği değiştirdim.

Ahmet Furkan Mete

İsmini peygamber efendimiz (SAV)’den almış. 11’ine yeni girdi ya da girmek üzere. Yürüme yetisini kaybetmiş. Epilepsi ve ismini şu an tam olarak telaffuz edemeyeceğim metebolizmal bir hastalığın pençesinde. O küçücük yüreğiyle canhıraş şekilde, dağlar kadar büyük bir mücadeleye tutuşmuş. Ama yüzündeki o meleğimsi tebessümünü hiç kaybetmemiş.

Gülünce, sanki dünya gülüyor hissi uyandırıyor.

Çiçeğe duruyor sanki bütün nebatat, o melek gülüşüyle.

Diğer tarafta ise, oğlunun her krizinde canının bir parçasını kaybederek havar deyip, kaldıramayacağı bir yükü vermemesi için Rabbine, güzel Allah’ım ona bir şey olacağına benim canımı al diye yalvarıp yakaran bir ananın çaresiz serzenişi.  Elinde olsa çocuğunun iyi olması için tek bir salise bile gözünü kırpmadan canını verecek. Çevresindeki çocukların koşup oynadığına her şahit oluşunda, kuytu bir köşeye çekilip, yüreğinin acısını gözyaşlarına döküyor. Sonra kimse görmeden, sanki arşı alayı titreten dualarla dökülen gözyaşları onun değilmiş gibi, silip, melek oğlunun yüzüne tüm merhamet ve içtenliğiyle, korkma oğlum hiçbir şey olmayacak diye bakıyor.

Sizin anlayacağınız değerli okurlarım, gözlerindeki yaş’ı bazen içine, bazen de ücra bir köşede kimse görmeden dışına akıtıyor. Velhasıl, o gözyaşı hiç kurumuyor.

Baba İrfan Mete özel bir firmada asgari ücretle şoför olarak çalışıyor. Ahmet Furkan’dan bahsederken, ne kadarda saklamaya çalışırsa çalışsın, gözlerinin dolduğunu fark ediyor insan. Anlatırken, her iki lafından biri ‘’şükürler olsun, hamdolsun’’.  Kanaatkâr ve şükrünü ifade etmekten de kendini alıkoyamayan bir baba. Yaklaşık 7 yıldır hastane hastane, çocuğunun derdine çare arıyor. 2 yıl Elazığ, 2 yıl Erzurum, 1 yıl Malatya, birkaç sefer Diyarbakır ve son 6 ay ise Ankara Hacettepe’ye götürüyor. Hacettepe’nin uygulamış olduğu tedaviye cevap vermeye başlamış bizim melek Ahmet Furkan’ımız. En basitinden, yemek yiyebiliyor artık. Babanın, bunu söylerken bile gözlerinin içi gülüyor. Suratını güzel bir tebessüm kaplıyor.

Ama sonrasında…

Ansızın, kapkara bir bulut beliriveriyor ve getirmiş olduğu poyraz, babanın yüzündeki tebessümü alıp, ulaşılamayacak kadar uzaklara götürüyor.

Ve başlıyor anlatmaya. ‘’ Hamdolsun, çalışıyorum. Furkan’ı ve kardeşlerini elimden geldiği kadar kimseye muhtaç etmemek için elimden geleni yapıyorum. Fakat artık, gücüm kalmadı. İlaçlarına 3 bin lira gidiyor ayda. Hem kolay bulunan ilaçlar da değiller. Bir de, her ay kontrolleri var.’’ Bunları söyledikten sonra başını diğer yöne çeviriyor. Saklamaya çalışıyor yine dolan gözlerini. ‘’Hani ilaçlarına bir çare bulabilsem’’ diyor kısık bir sesle. ‘’ Gerisini hallederim evelAllah’’.

Sözün bittiği yer. Ve ben, tek heceli bir kelamı bile, çıkaramıyorum dudaklarımın arasından.

Mehmet Olcay Tekin
Mehmet Olcay Tekinmehmet@haber49.com.tr

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.