Eczanelerin toplumsal işlevi!

Muş Eczacılar odası il temsilciliği Muş’ta yayın yapan bir gazete yeralan “Muş Eczanelerinin İşlevsizliği” haberi deneniyle yazılı bir basın açıklaması yaptı.

Muş Eczacılar Odası İl Temsilci Ayetullah Bapli tarafından gönderilen yazılı basın açıklamasını aynen yayınlıyoruz: “7–9 Mart 2018 tarihlerinde Muş’ta yayın yapan yerel bir gazetede, “Muş Eczanelerinin İşlevsizliği” diye üç serilik bir yazı yazdı. Bu yazı, başlığı başta olmak üzere birçok itham, tahmin ve yanlış bilgi ile doludur. Herhangi bir saha araştırmasına dayanmayan, eczacı odamızın temsilciliği başta olmak üzere hiçbir resmi kurumun bilgisine başvurmadan, bilimsel gözlem verilerinden uzak bu yazıya eczacı odamızın temsilciliği olarak cevap vermek durumunda kaldık. Bu cevap tepkisel bir savunma yazısı olmayıp mesleğimizin ilmi, hukuki ve halk sağlığı nezdindeki itibarını korumaya yöneliktir.
Toplumsal sorunlara özellikle halk sağlığına yönelik yapılan sosyolojik çözümlemeleri önemsediğimizi ve desteklediğimizi belirtmek isteriz. Ancak bu çalışmaların bilimsel ölçütlere, istatistiksel bilgilere, bilimsel gözlem ve saha araştırmalarına dayanması gerekmektedir. Aksi takdirde sosyal problemlere dair ortaya konulan çalışmalar toplumsal polemik ve dedikodu ötesine geçememektedir. Bu da halkın sağlık otoritelerine, eczacı ve doktor gibi sağlık çalışanlarına olan güvenini sarsmakta ve halk sağlığına zarar vermektedir.
Üç gün üst üste yayınlanan bu yazı dizisinin önemli bir kısmında eczanelerle alakası olmayan, özellikle Muş eczanelerinden bağımsız birçok konuya değinilmiştir. Ülkemizin genel sağlık sorunları, uluslararası bazı meseleler, Suriye iç savaşının maddi ve manevi birçok olumsuz yansımasının sanki ana sorumlusu Muş eczaneleriymiş gibi bir algı oluşmuştur. Yazıdaki meselelere girmeden temel birkaç kavram ve tanımı belirtmekte fayda görüyoruz. Kişinin yazsında yanlış ifade ettiği bazı kavramlar halk arasında yanlış anlaşılmaktadır. Öncelikle buna bir açıklık getirmek faydalı olacaktır.
Sağlık Bakanlığı ve geri ödeme kurumlarının mutabakatıyla ülkemizde yıllardır ‘Eşdeğer İlaç Uygulaması’na geçilmiştir. Bu uygulamaya göre geri ödeme kurumları hekimin yazdığı ilacın eşdeğeri olan ucuz ilaçların bedelini karşılıyor, hastanın reçetesindeki ilaç daha pahalı ve hasta mutlaka bu ilacı almak istiyorsa eczaneye fark ödemesi gerekiyor. Peki, nedir bu eşdeğer ve orijinal ilaç?
ORİJİNAL İLAÇ NEDİR?
Orijinal ilaç veya referans ilaç, uzun araştırmalar ve klinik çalışmaları sonucu belli bir hastalık üzerinde olumlu etki yaptığı kanıtlanmış, temeli patentli bir moleküle dayanan ve daha önceden benzeri olmayan yeni ilaçlar için kullanılan bir uluslararası terimdir. Bu ilaçlar, etkin madde açısından bilimsel olarak etkinlik, kalite ve güvenliğe sahip olduğu kanıtlanarak, dünyada ilk kez pazara sunulan ürünlerdir.
EŞDEĞER İLAÇ NEDİR?
Eşdeğer ilaç diğer bir deyişle jenerik ilaç, orijinal ilaçlarla aynı etkin maddeyi aynı miktarda içeren, aynı farmasötik özelliklere sahip, hasta üzerinde aynı tedaviyi sağladığı biyoeşdeğerlilik çalışmalarıyla kanıtlanmış ve orijinal ilaçların patent koruma süreleri bittikten sonra satışa sunulan ilaçlardır. Yapılan bilimsel çalışmalarla biyoeşdeğer oldukları ispatlanmış olan ilaçların etkileri de birbirinin aynısıdır.
Diğer tüm ilaçlar gibi, eşdeğer ilacın kalitesi, güvenilirliği ve etkinliği, ürünün ruhsatlanacağı sağlık otoritesi tarafından güvence altına alınır. Eşdeğer ilacın satış izni alabilmesi için orijinal ürün ile biyoeşdeğer olması gerekir.
EŞDEĞER İLAÇ VE ORİJİNAL İLAÇ ARASINDAKİ TEMEL FARK
Eşdeğer ilaç ve orijinal ilaç arasında terapötikaçıdan yani tedavi bakımından farklılık bulunmamaktadır. Eşdeğer İlaçlarda, sağlık otoritelerinin gerekli gördüğü tüm inceleme ve araştırmalar yapılmakta, hasta tedavisinde orijinal ürünle aynı tedaviyi sağladığı bilimsel çalışmalarla (biyoeşdeğerlik) kanıtlanmaktadır. Bu yüzden güvenirlikleri aynıdır.
Eşdeğer ilaçların en önemli özelliği araştırma-geliştirme ve klinik etkinlik-güvenlik çalışmaları yapılmadığı için maliyetlerinin orijinal ilaca göre çok düşük olmasıdır (Çünkü bu çalışmalar orijinal ilaç patent sürecinde yapılmıştır). Eşdeğer ilaçların kullanılmasıyla hasta, orijinal ilaçlarla aynı etkin tedaviyi daha ucuza sağlamakta ve hastanın ilaca ulaşılabilirliğini artırmaktadır. Eşdeğer ilaçlar, eşdeğeri olduğu orijinal ürünün fiyatından, ülkeden ülkeye değişen oranlarda (%20 – %80) daha ucuzdur. Bundan dolayı ulusal sağlık sistemimiz, etkin fiyatlı eşdeğerlerin kullanımını destekleyerek tasarruf sağlar ve bu şekilde elde edilen tasarruf ile hastaların ihtiyaç duyduğu daha pahalı tedaviler ve hizmetleri karşılar. Eşdeğer ilaçlar, orijinal ilaçlardaki ilgili patentler ve veri imtiyazı sürelerinin sona ermesinden sonra pazara sunulabilir.
Yukarıda değindiğimiz bilimsel veriler ve sağlık otoritelerinin belirlediği kurallar çerçevesinde meseleye yaklaştığımızda eczacının hastaya eşdeğer ilaç vermesi, hem bilimsel hem hukuki hem de etiktir. Doktorun eşdeğer ilaca itiraz etmesi kesinlikle doğru değildir. Çünkü tedavi başarısı ve yan etkiler ilacın orijinal veya eşdeğer olmasıyla değil, ilaçtaki kimyasal maddeyle(etken madde) ilgilidir. Hatta doktorların reçetelerine ilacın piyasa adını değil, içindeki kimyasal maddenin adını yazmaları daha doğru olacaktır. Ancak ülkemizde henüz bu sistem uygulanmamaktadır. Eğer bu sisteme geçilse ilaç firması-doktor ilişkisi de ortadan kalkmış olur.
Bir kısım doktor ve hastaların eşdeğer ilaç ile ilgili eczanelerle girdiği polemikler ve yaptıkları şikayetler sonucu Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü bu konuyu çeşitli genelgelerinde işlemiştir. Bir tanesi şöyledir:
“…Eşdeğer ilaçların eczacı tarafından birbiri yerine ikamesi hem bilimsel yönden hem de hukuki olarak doğrudur. Hekimlerin bunu engellemeye yönelik davranışları ise eğer etik olmayan ilişkilerden kaynaklanmıyorsa bilgisizliktendir. Bilimsel bir veriye dayanmadan bir ilacın etkisiz olduğunu iddia etmek o ilaca karşı yapılmış bir haksız saldırı olup yasalar karşısında suç sayılmaktadır. Ayrıca bu davranışlarla Bakanlığımızca ruhsatlandırılan ve belirli kriterler bakımından denetlenmekte olan ilaçların etkinliği, güvenirliliği ve kalitesi gibi konularda kamuoyu yersiz bir endişe ve tedirginliğe yönlendirilmektedir. Öte yandan eczacının mesleki hakkı olan farmasötik eşdeğer ilaç verme hakkı etik dışı müdahaleye uğramakta ve hastalar/hasta yakınları ile eczacılar karşı karşıya getirilmektedirler…”
Temel bazı kavram ve tanımı ifade ettikten sonra bu kişinin eczaneleri ilgilendiren iddialarına cevap verebiliriz. Şunu da belirtelim ki Sayın yazarın, bu yazısında hiçbir istatiksel bilgi vermeden, hiçbir eczacının görüşünü almadan ve sağlık müdürlüğümüzün verileri olmaksızın bir takım iddialarda bulunmuştur. Yani bilimsel gözlemden uzak ve saha araştırması yapılmaksızın ortaya atılmış iddialardır diyebiliriz. Bu başta onun sosyolog kimliğiyle çelişmekte olup halkın yanlış yönlendirilmesine ve eczanelere olan güvenlerinin sarsılmasına yol açmaktadır. İddialarının bir kısmı şöyledir:
EŞDEĞER İLAÇ VE STOK DURUMU
Sayın yazar eşdeğer ilacın hastaya verilmesini bir sorun olarak görmekte ve eşdeğer ilaç için “benzeri ilaç” tabirini kullanmaktadır. Eşdeğer ilacın bilimsel ve hukuki açıdan genel çerçevesini yukarıda ayrıntılı izah ettiğimizden ona tekrar girmeyeceğiz. “Benzeri ilaç” ifadesi ise yanlış bir ifade olup hem bilimsel açıdan hem de Türkçe dilbilgisi kuralları açısından eşdeğer ilaç ile alakası yoktur. Halk arasında bunun gibi yanlış ifadeleri ve algıları düzeltmek ile uğraşırken eğitimli insanlarımızın ve akademik bir kimlikle yazı yazanlarımızın bu yanlış ifadelerle bize yönelik ithamlarda bulunması son derece kaygı verici ve üzücüdür. Yazar’ın iddia ettiği gibi hastaların ilaçlardan şüphelenmesi ve eczaya olan güvenlerinin zedelenmesi eşdeğer ilaçlardan ziyade kamuoyunda çıkan bu tür yazılardaki iddialardan ve bazı doktorların telkinlerinden kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak eşdeğer ilacın verilmesi bir stok sorunu olmayıp bilimsel, hukuki ve doğru bir uygulamadır. Halkımız bunu rahatlıkla tercih edebilir.
ECZANELERİN YOĞUNLUĞU VE HİZMET VERME KALİTESİ
Nöbet günleri dışında hastaneye göre merkezi konumda olan 1-2 eczane dışında hiçbir eczanede yoğunluk oluşmamaktadır. Dolayısıyla sağlıksız bir işleyişten bahsetmek mümkün değildir. Muş’taki eczaneler üç ve üstü eleman ile çalışmakta olup iş yükü oldukça makul bir düzeydedir. Özellikle son yıllardaki eczane sayısı ve ilaç politikalarındaki değişimle beraber birçok eczane ancak ayakta kalabilmektedir. Ayrıca bir eczanede yoğunluk oluşması durumunda alternatif seçenekler her zaman mevcuttur. Hastanın nerden ilacını alacağı kendi tercihine kalmıştır.
MUAYENE KATILIM PAYI
Yazar’ın da ifade ettiği gibi bu konuda eczanelerin elinden bir şey gelmemektedir. Bu mesele sağlık bakanlığı ve sosyal güvenlik kurumunun tasarrufundadır ve ilgili kurumların sağlık politikaları ile ilgilidir. Hatta muayene katkı payı konusunda Türkiye’deki bütün eczaneler muzdarip olup bu konuyu hastalarımıza anlatmakta sürekli güçlük çekiyoruz. Eczaneler bu konuda adeta SGK’a veznedarlık yapmaktadır. Bu da hasta-eczane ilişkisini zora sokmaktadır.
NÖBETÇİ ECZANE DURUMU
Eczanelerde nöbet sistemi, olağan durumun dışında hastaların sağlık ihtiyaçlarını karşılayan bir uygulamadır. Dolayısıyla mesai saatlerindeki eczane sistemi gibi bir uygulama beklemek yanlış olacaktır. Nöbetçi eczane uygulaması, Türkiye’nin her yerinde eczacı odaları tarafından düzenlemekte ve kontrol edilmektedir. Bu uygulama ilçenin demografik yapısı, hastanelerin konumu, coğrafi özellik (saat uygulaması açısından) gibi kriterler göz önünde bulundurularak yapılmaktadır.
Nöbetçi eczane sayısı ve çalışma sistemi hakkında Muş’taki temsilciliğimiz de il sağlık müdürlüğü ile istişarelerini yapmakta ve yukarıda bahsettiğimiz kriterler ile nöbet uygulamasını düzenlemekte ve takip etmektedir. Mevcut durumda Muş’ta 24 eczane bulunmaktadır. Bu eczanelerin 15 tanesi belediye binasından valiliğe kadar olan istasyon caddesi üzerinde ve yakınında bulunmaktadır. 7 tanesi Muş devlet hastanesi civarında olup 2 tanesi de Zafer ve Yeşilyurt mahallelerindedir. Bu dağılımı göz önüne aldığımızda son derece doğal bir dağılım olup hastaların ulaşabilirliği açısından eczanelerimiz gayet uygun bir konumdadır. Sadece zafer ve Yeşilyurt mahallelerindeki iki eczaneye ulaşımda kısmi bir zorluk olsa da nöbet ayda bir olduğu için temel bir sorun teşkil etmemektedir. Ayrıca bu iki eczanemiz bahsedilen mahalle sakinleri için ay boyunca önemli bir kolaylık sağlamaktadır.
Genel olarak Muş’ta mesai saatlerinin dışında hastaların nöbetçi eczaneye ulaşımından ziyade hastaneye ulaşımı kısmi bir zorluk taşımaktadır. Hastaneye ulaşan hasta, hangi imkânlarla hastaneye ulaşmışsa nöbetçi eczaneye de o imkânla kolaylıkla ulaşabilir. Bu konuda belediyenin toplu taşımada yapacağı bazı iyileştirmeler hastaların sağlık hizmetlerine ulaşmasını daha da kolaylaştıracak ve var olan sorunları minimum seviyeye indirecektir.
SURİYELİ SIĞINMACILARI DURUMU
Bu konuda başta şunu belirtelim, Muş eczanelerini Suriye iç savaşının sorumlusu ilan etmediğine şükretmemiz lazım.
Suriyeli sığınmacıların durumu her konuda olduğu gibi sağlık hizmetleri konusundaki durumları da özel bir durumdur. Bu mesele politik bir yaklaşımdan ziyade insani bir perspektifle ancak çözülebilir. Özellikle sağlık konusunda bir insanın dini, dili, ırkı ve sosyal statüsü hatta suçu ne olursa olsun sağlık personeli ona gerekli hizmeti vermelidir.
Suriyeli sığınmacılar için gerek resmi kurumlar gerekse sivil toplum kuruluşları birçok adım atmasına rağmen sorunları devam etmektedir. Yazar’ın Suriyelilerle ilgili ifadeleri birçok yanlış bilgi taşımaktadır:
-Sürekli “Suriyeli vatandaşlarımız” ifadesini kullanması ayrı bir garabettir. Sığınmacıları vatandaş diye lanse etmek ne kadar doğru? Sığınmacılara en insani tabirle misafir diyebiliriz.
– Foucault’un iktidar ile ilgili düşüncelerini ve Weber’in bürokrasi tezini alakasız ve anlamsız bir şekilde işleyerek kendi düşüncelerini güçlendirmeye çalışmıştır. Bu bir nevi kendi bilgisinin iktidarını kurmaya yönelik bir kurnazlıktır.
-Kendisini bir mikro iktidar pozisyonunda gören Palabıyık, makro iktidarın lokomotifine yakıt taşıyayım derken etik, akademik kimlik, bilimsel ölçütler ve dürüstlük gibi birçok değeri de beraberinde heba etmektedir.
– Yazar’ın iddia ettiği gibi Muş’ta Suriyelilerle anlaşma yapan sadece iki eczane yoktur. Hatta bir anlaşma durumu yoktur. Geçici koruma kapsamında olan her Suriyeli istediği eczaneden ilacını alabilmektedir. Ancak Suriyelilerin reçetelerinin Muş’ta çok az olması (il göç idaresinin 2017 verilerine göre 83 yabancı Muş’ta ikamet izni ile kalmaktadır)ve geri ödeme kurumlarının bu konudaki bürokratik uygulamalarının zahmetli olmasından dolayı şu anda sadece bazı eczaneler onların reçetelerini karşılamakta ve yeterli gelmektedir.
Yazar, yazısının son bölümünde kendisinin eczanelerle ilgili yazısına gelen tepkilere değinmektedir. Muş’taki eczaneler ve eczacılarla görüştüğümüzde bu konuda kendisiyle muhatap olan kimse görmedik. Bu durumda Yazar, bu tepkileri eczacılardan değil de kimden almıştır? Bu yazının muhatabı eczacılar olduğuna göre bu bilgi doğru değildir. Yazar bu tepkileri kendince gelenekçiler ve yenilikçiler diye ayırarak sosyolojik bir kavram kargaşası yapmıştır. Sosyoloji çalışmak her şeyden önce bilimsel bir etik ve dürüstlük gerektirir. Yazar “Sosyoloji öyle bir kavram ki, içeriğine dair bilgilere herhangi bir sınır koyamıyorsunuz. Bu sınırsızlık, sosyolojinin hemen her alana dâhil olmasının önünü açıyor” diyerek bilimsel çalışmanın ve sosyolojik düşüncenin esaslarına ters düşmüştür. Her disiplin belli bir kavramsal çerçeve, epistemolojik duruş, kapsam ve araştırma yöntemine dayanmalıdır. Sosyolojinin toplumsal sorunlarla ilgili olan geniş yelpazesi onu sınırsız kılmaz. Bu yaklaşım, ben sosyoloğum her konuda ahkâm keserim anlamına gelecektir. Diğer bir konu yazarın “Gözlem yaparız, deneyimleriz ve sonunda analizlerimiz aktarırız” ifadesidir. Kendisi Muş eczaneleri hakkında hiçbir eczane veya eczacı ile görüşmeden, onların fikirlerini almadan, hiçbir resmi kurumdan bilgi almadan, istatiksel bir veri ortaya koymadan nasıl böyle bir ifade kullanabilir? Hiçbir saha araştırmasına dayanmadan Muş eczaneleri hakkında böyle iddialarda bulunmayı kendi akademik kimliğine nasıl yakıştırmaktadır?
Eczacı odamızın Muş temsilciliği olarak Yazar’ın iddialarının temelsiz olduğunu belirtiyor ve eczanelerimizin halk sağlığı için gereken her adımı atacağını kamuoyunun bilgisine arz ediyoruz.”HABER49

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.