COĞRAFYA KADERDİR!

“Coğrafya kaderdir”… Son zamanlarda sıkça tekrarlıyorum bu cümleyi. Olur ya çekip gitmek ister insan doğduğu yerden, kaçmak ister, kabullenemez doğduğu toprağı. Yoğrulduğu topraklarda yorulunca sorgulamaya başlar. Neden buradayım? Yorulduğum oluyor ve bu cümle imdadıma yetişiyor: “Coğrafya kaderdir”!

Buralar, yiğit anaların yurdu Anadolu. Cesur, mağrur, hüzünlü kadınların… Her insanın hamurunda doğduğu yerin mayası vardır. Burada da kadınlar yiğitlikle yoğrulmuştur. Savaş bitirir sözleri, yuva kurar elleri, Muş Ovası gibi engindir gönülleri. Canları pare pare sökülse yıkılmazlar, ayaktadırlar hep sağlam bir kale gibi. Tarihin her evresine etki etmiş, dönüm noktasını belirlemiştir kimisi. Anadolu’da kadın olmak sabrı, sebatı, metaneti getirir. İmtihanı çoktur bu coğrafyanın. Demir dövüldükçe güçlenir, buralarda ise kadın dertlendikçe güçlenir. İşte bu coğrafya, bizi imtihanlarla yoğuran bu coğrafya bize vazgeçmemeyi öğretiyor.

Batı topla, tüfekle yıkamadığı bu medeniyeti yıkabilmek için kadına yöneldi. Anne olan kadına, eş olan kadına, toplumu inşa eden kadına. Zira kadın toplumdan el çekerse, sağlıklı yuvalar olmaz, sağlıklı yuvalar olmazsa sağlıklı bir toplum olmaz. İçini kendi doldurduğu “özgürlük” yaygarası ile kadına, özgür olmadığını, hor görüldüğünü söyledi. Gücün, para ve kariyer olduğunu fısıldadı. Hanımı hanesinden koparan Batı, evlatları şefkatsiz, ilgisiz, muhabbetsiz bıraktı. Erkekler üzerinde kurulmaya çalışılan hegemonyanın bir hak olduğu iddia edildi. Yüksek topuklar üzerinde yüksek plazalarda başı göğe eren kadınlar, bir güç savaşının içinde buldu kendini. Anneliğini, hanesinin direği olduğunu unutup evini, evladını ellere teslim etti. Yorgun geldiği evinde huzuru bulamayışı belki de yanlış yerde arayışından ibaretti. Gözden kaçırılan asıl mesele bu coğrafyanın kadını başa tac ettiği, cenneti kadının ayaklarının altına seren İslam’ın, kadını her zaman ve yerde yücelttiğiydi. Elbette kadın çalışır, yorulur, tek başına yol yürür fakat tüm bunları ne için, ne uğruna yaptığı mühimdir. Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir, diyor Üstad. Kadın, “özgürlük” adı altında kendisini köleleştiren sisteme ayak uydurmadan ayakları üzerinde durabilir, para da kazanabilir bunu savaşa dönüştürmeden, yuvasını ihmal etmeden, evladının istikbalini imha etmeden. Hayırlı bir nesli yetiştirme mefkûresinden uzaklaşıp banka hesaplarına para yetiştirme kaygısı güden hanımların, toplumdan soyutlanması kaçınılmaz. Evet, bu denli toplumun içinde olup, hemen hemen her iş kolunda, her platformda karşımıza çıkan kadının toplumdan soyutlanışının ruhen olduğunu kastediyoruz. Kadın var, her yerde… Fakat toplumu inşa eden, anne olan, yuva kuran kadınlar azalıyor. Bireyselleşen, yalnızca “ben” olan, hâkimiyet kurmaya çalışan, asıl gücünün ve özgürlüğünün farkında olmadan köleleşen kadınlar artıyor. Şurada hemfikir olduğumuzu umuyorum; kadın okumalı, kendini geliştirmeli, ihtiyacı varsa para kazanmalı ya da faydalı olacağını, fark oluşturacağını düşündüğü işin içinde olmalı. Fakat bunu şer odaklarının emellerine hizmet ederek değil, yuvasından, değerlerinden koparak değil, üstün olmaya çalışarak değil; hanımlık vasıflarının ve yaradılış gayesinin bilincinde gerçekleştirmelidir. Kadın; araştırmacı, tarihine saygılı, köklerine bağlı, bilgi ve özgüven sahibi, farkının farkında olan, çevresine duyarlı, toplumun temelini oluşturan aileyi ayakta tutan bireyler olmalıdır.

Yazının başına dönelim şimdi. Batı, ruhunu hırpalamaya çalıştığı kadının Anadolu’nun bağrında nasıl yoğrulduğunu göremedi. Buralarda yuvasının etrafını saran yıkılmaz bir kale gibi duran anneleri, mutfağında pişirdiği aşa bereket duaları okuyan, aşından aşkını eksik etmeyen eşleri, yalnızca kendi evini değil komşusunun evini düşünen, mahallesini idare eden, “mü’minler ancak kardeştir” ayetiyle sınırlar ötesindeki kardeşlerine bile yetişen koca yürekli kadınları bilemedi. Tarihin sayfalarını araladığımızda kadınların sosyal hayata katılımının bu topraklarda hep var olduğunu fakat Batının tasvir ettiği içi çürümüş, yapay “özgürlük” mefhumunun aksine daha etkili bir var oluş görürüz. Bu coğrafyada olmamızın bize getirdiği sorumlulukların bilincindeyiz. Tahrip etmeye çalıştıkları maneviyatın, ahlakın, medeniyetin yine kadınların ellerinde onarılacağını, iyileştirileceğini biliyoruz. Bir kadının ömrünü dört duvar arasında geçirmemesi gerektiğini de banka cüzdanlarından huzur inşa edemeyeceğini de biliyoruz. Yalnızca kendi varlığına, derdine odaklanan bireyin köleleştiğini ve kardeşinin derdiyle dertlenenin, mazlumun imdadına yetişenin, Allah için sevenin, hayırlı bir nesil yetiştirenin, tüm bunlar için önce kendini maddi-manevi yetiştirenin “özgürleştiğini” biliyoruz. Yorulsak da burada oluşumuzun sebepsiz olmadığını, kaderimiz olan bu coğrafyada hakiki özgürlüğün ne demek olduğunu vazgeçmeden anlatmalıyız.

“COĞRAFYA KADERDİR”…

Bize bu coğrafyayı Nasip Eden’e hamd olsun…

Nuray Özdemir
Nuray Özdemirnuray@haber49.com.tr

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.