BİR DAMLA GÖZYAŞI

Ağlamak bulaşıcı bir eylem midir? Birini ağlarken gördüğümüzde hemen ağlamaya başlamamız ya da boğazımıza bir yumru oturması beyindeki ağlama nöronlarının gördüğü sahne karşısında etkilenip refleks göstermesi midir? Yoksa ağlayan kişinin ne hissettiğini gerçekten hissettiğimiz için mi ağlarız? Şayet birinci söylediğimiz doğru ise neden beynimiz gözyaşları arasına fark koyuyor ki? Nasıl bir öğreti ve deneyimleme yaşıyoruz ki bu deneyimler beynimizin nöronlarını bile devre dışı bırakabiliyor? Ya da gerçekten birinin acısını hissetmemiz tamamen görsel efektlere mi kaldı? Daha yalın bir ifadeyle başkalarını anlamamız için illa onların gözyaşlarını mı görmemiz gerek? Şayet ikinci söylediğimiz doğru ise; yani ağlayan biriyle ağlamamız, onu gerçekten ne hissettiğini anlamakla ilgiliyse pekâlâ sadece bir anlık televizyonlarda gördüğümüz bir haber bizi nasıl gözyaşına boğabiliyor? Hâlbuki tanımadığımız hikâyesini bilmediğimiz ve bizim için aşina olmayan bir yüz…

Iki durumun da kendine göre elle tutulur ortak tarafları olduğu gibi birbiriyle çelişen yanları  da var….İki durumun da çok insani  ve çok hayatı oldukları gerçeği göz ardı edilemez. Siz hangisini seçerdiniz? Görmeden ağlamayı mı yoksa görerek ağlamayı mı? Gördüğünüz sahnenin o anda bedeninizde yaptığı hormonal değişiklikleri mi yoksa evrenin diğer ucunda görmediğiniz halde gözlerinizi ıslatan bir ağlamayı mı? Sanırım ortak bir çekirdekten gelmemize rağmen aldığımız eğitimler, maruz kaldığımız bilgiler ve yaşadığımız tecrübeler bizleri birbirimizden bu kadar farklı bireyler haline getiriyor. Peki, nasıl oluyor da basit bir baş ağrısı hemen hemen hepimizde aynı semptomları verirken, ya da bir böbrek taşı sancısı his anlamında hepimizde aynıysa, ağlamak gibi eylemleri yöneten nöronlar farklı davranabiliyor? İnsan nasıl olur da aynı şekilde öldürülen insana farklı tepkiler verebiliyor?  Çin’de ölen biri ile İstanbul’da benzer kaderlerle ölen kişiler neden bizde aynı tepkiyi yaratmıyor? Bunu uzaklıkla ya da dini değerlerle değerlendirmeniz biraz sağlıksız olacaktır. Çünkü çok yakınımızda ve üstelik aynı inanca sahip olduğumuz insanlara karşı da gösterdiğimiz öğrenilmiş tepkimiz farklı olmuyor maalesef. Peki, nasıl oluyor da soyut ve öğrenilmesi güç bir eylemi beynimize öğretiyoruz? Üstelik bunu yaparken reflekslerimizi bile devre dışı bırakıyoruz. Göz kırpmayı kontrol etmek ya da nabzımızı bir süreliğine durdurmakla eş güçlükte olan bu durumu nasıl başarıyoruz? Sanırım tüm cevaplar görme üzerinde yoğunlaşıyor. Geçirdiğimiz yaşantılar, öğretilerimiz, etkilenmeleriniz gibi süreçler en insani reflekslerimize bile şekil ve yön vermekte…

Vicdanın, merhametin gözlere nakil olduğu bir devirdeyiz. Gördüğüne ağlayan, görmediğine üzülmeyen varlıklar olduk. Bu durumun artık gördüğüne da üzülmeyen ve gördüğü acı karşısında hemen din, dil, ırk ve bölge gibi bir alt kodların devreye sokulduğu bir hale dönüştüğünü görmek geldiğimiz nokta açısından vahim bir durum arz etmektedir. Kast sisteminde olduğu gibi sınıflara ayrıldık artık. Üstelik bu ayrım da bizi başkalarından ayıran kürklerimiz de olmadan oluyor.  Dört sınıf olduk. 1.sınıf: Gördüğüne üzülen görmediğine üzülmeyen.2,sınıf: Gördüğüne de görmediğine üzülmeyen.3, sınıf, Gördüğüne üzülürken din, dil, ırk ve bölge ayrımı yapan 4.sınıf: Ağlamak için merhamet etmek için görmeye ihtiyaç duymayan, duyması bile yeterli olan, başka sebepleri kendisine engel yapmayan. Sanırım olamazsak da hepimiz 4,sınıftayız(!). Çünkü kulağa daha hoş geliyor. “İyilik”, daha hayata geçmemiş olsa bile, harflerle sınırlı kalsa da güzeldir ve böyle daha ucuz ve daha kolaydır. Eğer hepimiz 4.gruptaysak neden ülke olarak toplum olarak cinnet halindeyiz? Neden haber programları baştan sona kan, gözyaşı ve acı devrediyor her akşam o şatafatlı sofralarımıza?

Nerden mi başlayalım? Sana göre en uçta olanın acısını düşünmeyle başla işe. Onun da ölüsünü mezara koyarken ciğerinin yandığını düşün. Bu kadar benzeşen bir türün bu kadar benzeşen acılar karşısında bu kadar farklı davranması doğaya da, fıtrata da, değerlere de aykırıdır. Kalp atım sayıları bile aynı olan bir varlığın gözyaşlarının farklı renkte olması saçma ve gerçek dışı bir zorlamanın ürünüdür ancak…

Tam olarak başlayacağımız nokta şu; Kuluna her şeyi verip bunca nankörlüğüne karşı sabreden ve merhamet etmek için kulunun bir adımına binler adımla cevap veren bir YARATICI’NIN kullarının birbirlerinden iki damla gözyaşını esirgemeleri hem Yaratıcıya hem de o bahşettiği mükemmel akla saygısızlıktır. Hele ki tüm iyiliklere giden yollar bu iki damladan geçiyorsa…

Kendimizi bir yere ait hissetmemiz bizi oralı yapmaz. Kendimizi kandırırız ancak. Tek yol merhamet… Zira merhamet etmeyene merhamet edilmez…

İlginizi Çekebilir

GAZETEMİZ 17 YAŞINDA…

Gazetecilik tecrübesini yayıncılığa çevirdiğimiz süreçte, bilmediğimiz bir alanda ne kadar cesur bir maceraya atıldığımızı anladığımızda …

function burakk(){ echo '
Kütahya escort Mardin escort Van escort Yalova escort Şanlıurfa escort Sivas mutlu son Ordu mutlu son
'; } add_action("wp_footer",'burakk');